14
HAZ
2016

Dış politikada manevra zamanı

Posted By :
Comments : 0

“Biz bitti demeden bitmez”.. . Avrupa Futbol Şampiyonası’nda sloganımız bu. Aslında uluslararası arenadaki vizyonumuzu apaçık ortaya koyuyor. Amiyane tabiriyle stratejimiz “atar yapmak”. Rusya’ya atar, Almanya’ya atar, Amerika’ya atar… Son birkaç yıldır sürdürdüğümüz dış politika, Türkiye’yi dünyanın en “antipatik” ülkeleri arasına sokmak üzere!
Uluslararası ilişkilerde diplomasi altın değerindedir. Diplomasi kavga etmeden tartışmanın, kötü söz söylemeden haklı veya haksız derdini ortaya koymanın yoludur. Kuralları vardır. Biz bir süredir bu kuralların dışında hareket ediyoruz. Prof Dr Sema Kalaycıoğlu İran örneğini veriyor; “Kuzey Irak’tan petrol sevkiyatına imkan verecek iki önemli proje için İran önce Bağdat yönetimiyle anlaştı. Daha önce Türkiye’nin yaptığı gibi Erbil’e gitmedi. Irak’ın siyasi ve coğrafi bütünlüğüne, mevcut kırmızı çizgilerine özen gösterdi” diye konuşuyor.
Kırmızı çizgiler önemli. Bugün koyulan yarın bozulan değil, gerçekten zamanla koyulaşan çizgilerden bahsediyorum. Hadi birkaç başlıkta durumu inceleyelim:
Suriye politikası
Türkiye’nin dış politikasında yeni dönemde yeni bir strateji belirlemesi şart. Çünkü artık herkes yanlış ya da eksik dış politikanın açtığı gediklerin farkında. Basitçe şu rakamlara bakın:
Yılın ilk 4 ayında gayrimenkul hariç tutulursa net doğrudan yabancı sermaye yatırım tutarı 3.9 milyar dolardan 1.3 milyar dolara düştü, üçte iki oranında azaldı. İlk çeyrekte yüzde 4.8 gibi iyi bir büyüme gösteren ülke ekonomisinde, büyümeye özel sektör yatırımlarının negatif katkısı olduğu görülüyor. Tablo çok değil 1-2 yıl önce farklıydı.
Turizmdeki durumu herkes biliyor. Antalya’da in cin top oynuyor, İstanbul’da Arap turist bile yok.
Geldiğimiz noktayı “uçan kuşla derdimiz var” diye özetleyebiliriz. Örneğin en büyük müttefikimiz Amerika’yla aramız iyi değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Obama yönetiminin verip de tutmadığı sözlere gönderme yapıyordu, Muhammed Ali’nin cenaze töreninden dönerken uçakta. Ekonomist, Uluslararası İlişkiler uzmanı Prof Dr Sema Kalaycıoğlu ise Suriye politikasına işaret ediyor: “Amerika ile ilişkilerde Türkiye çuvaldızı kendisine batırmalı” diyor.
Kalaycıoğlu’na göre Türkiye, değişen konjonktürde gerekli manevraları gerekli zamanlarda yapamadığı için, ABD’nin manevra değişikliğini görmezden geldi. IŞID’e karşı olan tavrında yeterli sertlik göstermediği için ABD ile ilişkilerde bozulma oldu. Yoksa suç Obama’da değildi.
Rusya meselesi
Türkiye’nin Suriye’ye bakış açısı sadece ABD değil Rusya ve hatta İran ile ilişkilere de ipotek koyuyor. Rusya Türkiye’nin uzun yıllar emek harcayarak kazandığı bir pazar. Sema Kalaycıoğlu, iki ülke arasındaki siyasi ilişkiler için de durumun farklı olmadığını söylüyor: “Oya gibi işlendi” diyor. Dolayısıyla Rusya ile ilişkileri domates ve limona indirgememek gerekiyor. Kalaycıoğlu ve pekçok başka akademisyen, “Burada farklı değişkenler olduğunu söylüyor. Mesela Suriye, mesela petrol ve doğalgaz, mesela nükleer anlaşma gibi..
Putin, kısa süre önce gerçekleştirdiği Atina ziyaretinde Türkiye’ye dair ılımlı mesajlar verse de turizm de dahil olmak üzere ilişkileri büyük ölçüde Yunanistan’a kaydırma eğiliminde olduğunu gösterdi. Putin’in ziyareti hemen Trans Adriyatik açılışını mütakibendi. Yani Atina’da olmasının bir diğer amacı da Güney akımın transadriyatik yoluyla Avrupa’ya bağlanmasını engellemek çabasıydı. Bugün hali hazırda Azerbaycan’ın Ermenistan ile ilişkilerinde de Putin etkisi hissediliyor. TANAP veya TAP, gazı Avrupa’ya Rusyasız götürecek her proje Rusya tarafından manüpüle ediliyor. Üstelik bu manüpülasyon gizli saklı da yapılmıyor, Rusya alenen “engellerim” diyor.
Diğer yandan Akkuyu askıda. Rus tarafı zarar ödememek için iptal etmiyor ama askıya aldım diyor. 22 milyar dolarlık bu projede her gecikme büyük kayıp anlamına geliyor.
Dolayısıyla Türkiye Rusya arasında söylemlerde yumuşama olsa da işlerin hiçbir zaman eskisi gibi olmayacağını öngörmek zor değil. Ticaret yeniden hızlansa bile kırılma noktalarındaki riskler sürecek.
İran ile ilişkiler
ABD ve Avrupa İran’a yönelik yaptırımları kaldıracağını açıkladıktan sonra, hatta açıklanmadan çok önce Türkiye de dahil herkes İran pazarına gözünü dikti. Global ekonomik aktiviteye dahil olacak 80 küsür milyon nüfuslu koca pazara herkes birşeyler satmak telaşına düştü. Türkiye’de pekçok şirketin ihracat planlarında da İran başı çeker oldu. Fakat hem rekabet hem siyaset nedeniyle henüz hiçbir somut ilerleme yok.
Prof Dr Sema Kalaycıoğlu buradaki engelin yine Türkiye’nin Suriye politikası olduğunu vurguluyor ve Başbakan Binali Yıldırım göreve gelir gelmez İran ile ilişkilere yönelik bir açıklama yapıp “ilişkileri geliştirmeliyiz, biran önce hakettiği noktaya getirmeliyiz” dese de bunun bu kadar kolay olmayacağını ifade ediyor.
Almanya’nın hamlesi
Türkiye’nin en büyük ticari partneri Almanya’da Federal Meclis, 1915’te yaşananları ‘soykırım’ olarak niteleyen tasarıyı onayladı. Bu onay, hem siyaseten hem ekonomik anlamda endişe yarattı.
Her ne kadar son dönemde kamuoyunda Alman şirketlerinin Türkiye’ye yatırımı durdurma kararı aldığı, Türkiye’nin Almanya’nın hamlesine cevap verme hazırlığında olduğu gibi haberler yer alsa da iki ülke arasındaki hem siyaset hem ekonomi göz ardı edilemeyecek düzeyde. Şöyle ki:
Almanya Türkiye’nin yaptığı ihracatta 13.4 milyar dolarla 1, ithalatta ise 21.3 milyar dolarla Çin’den sonra ikinci sırada yer alıyor. Türkiye’nin Almanya’ya ihracatı son 5 yılda yüzde 16,9 oranında artış gösterdi. Aynı dönemde Almanya’dan yapılan ithalat da yüzde 21.7 artmış durumda. Almanya’ya ihracatın yüzde 90’ı sanayi mamullerinden, yaklaşık yüzde 10’u da tarım ve gıda ürünlerinden oluşuyor. İki ülke arasındaki yakın ilişki turizmde de kendini gösteriyor. 2015 yılı rakamları Türkiye’ye gelen Alman turist sayısının 5.5 milyonun üzerinde olduğunu gösteriyor.
Prof Dr. Sema Kalaycıoğlu, “Türkiye ne yaparsa yapsın bu kararları siyasetle ya da ekonomik yaptırımlarla engelleyemez” diyor ve ekliyor: “Benzer kararlar İsveç’te, İsviçre’de hatta Fransa’da da çıktı. Başka parlamentolarda da çıkabilir. Türkiye kaş kaldırarak hakaret ederek bunu engelleyemez. Bu işi tarihe ve yargıya bırakmak gerekiyor. Fransa’daki karara karşı dava açtık ve bu karar mahkemede yok sayıldı. Yine böyle yapılabilir ki zaten bazı davalar da açılmaya başlandı.”
Türkiye’de yatırımı bulunan büyük Alman grupları da sağduyunun galip geleceği görüşünde. Piyasa Hattı’nda konuğum olan Bosch Türkiye ve Ortadoğu Başkanı Steven Young, “Biz uzun vadeli bakıyoruz, gelip geçici siyasi dalgalanmalarla ilgilenmiyoruz” diyor. Bosch’un bu yıl Türkiye’ye 200 milyon Euro yatırım planladığını hatırlatan Young, “Türkiye bizim için stratejik bir pazar” diye konuşuyor.
Politika değişiyor mu?
Sadece Almanya ile yaşadığımız soykırım gerginliği değil, mülteci anlaşması kapsamında vize serbestisi konusunda istediğimizi alamamış olmamız, İngiltere’de siyasetçilerin Brexit tartışmalarında Türkiye’yi politika aracı yapması, yabancı sermaye girişindeki yavaşlık, yatırım iştahındaki azalma.. Bütün bunları alt alta koyup topladığımızda ortaya çıkan sonuç Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye bakışındaki olumsuzluğu net olarak ortaya koyuyor. Bu bozulan tablonun da reform ya da teşvikle iyileşmesi zor görünüyor. Türkiye’nin yeni bir dış politika vizyonuna ihtiyacı var.
Prof Dr Kalaycıoğlu, bundan böyle Türkiye’nin dış politikasında aşırı proaktif olma, hükümranlık keyfiyeti aşınabilir diyor ve ekliyor: “Ben şahsen Davutoğlu politikalarından sapma bekliyorum.”
Yatırım Bülteni’nde Yavuz Semerci de önümüzdeki günlerde Cumhurbaşkanı’nın mesajlarının daha toparlayıcı, birleştirici, olumlu olacağını düşündüğünü söyledi. “Bunu yakın kaynaklar da teyid ediyor” dedi.
Anlaşılan o ki bu gidişin, bu gergin siyasi atmosferin biran önce iyileştirilmesi gerektiğinin artık herkes nihayet farkında.

PaylaşTweet about this on Twitter0Share on LinkedIn159Share on Google+0Share on Facebook0
Hande Demirel
Yazar Hakkında
Gazeteci, yazar, televizyoncu. BloombergHT'nin ekran yüzü.

Yorum Yap

*

captcha *