08
OCA
2016

Türkiye’nin iyi hikayesi nasıl yazılır?

Posted By :
Comments : 0

Dünya Bankası, 2016 için geçtiğimiz Haziran ayında yaptığı yüzde 3,3 olan global büyüme tahminini bu hafta yüzde 2,9′a indirdi. Banka Türkiye ekonomisi için 2016 büyüme tahminini de yüzde 3,9′dan yüzde 3,5′a revize etti.
Prof Dr. Seyfettin Gürsel, Dünya Bankası’nın revizyonlarda geç kaldığını, ülkenin dinamiklerinin onların öngördüğünden daha hızlı değiştiğini söylüyor ve ekliyor: “Ben bu yıl yüzde 4 düzeyinde büyüme öngörüyorum.”
Elbette büyüme tek başına yeterli bir gösterge değil. Hele ki yüksek enflasyon gibi bir sorunumuz varken hiç değil. Ancak Türkiye’nin iyi hikayesini yazmada çok etkili bir araç. Üstelik sadece o da değil..

Başka araçlar da var. Örneğin cari açık. Düşen petrol ve emtia fiyatları, geçtiğimiz dönemde Türkiye’nin cari açığına ilaç gibi geldi. Son açıklanan cari denge Ekim ayında 133 milyon dolar açığa işaret ediyor. Beklenti 200 milyon dolardı. Petrol fiyatları aslında 2014 yazından bu yana düşüş eğiliminde. Bu trendin Türkiye’de cari açığa olumlu yansıması ise geçtiğimiz Ağustos’tan bu yana görülüyor. Ağustos 2015′de petrol yaklaşık 50 dolarken cari açığımız 180 milyon dolardı. Petrol bugün 30 dolarlara geriledi, beklentiler yeni dönemde 30 doların bile altına işaret ediyor. Uzun vadede global ekonomilerde yarattığı sıkıntı nedeniyle dolaylı olarak bize de bu fiyatların uzun vadede olumlu etkisi olmayacağı konuşulsa da bugünkü tablo açık net: Petroldeki düşüş bize yaradı, yarıyor.

Kurlardaki volatilite Merkez Bankası’nın döviz rezervini eritti. Son açıklanan rakamlar 2015′in rezervlerin en hızlı eridiği yıl olduğunu gösteriyor. 13.392 milyon dolarlık azalma var.
Ancak Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın son Bakanlar Kurulu sunumuna bakınca, bu tablonun da mühim bir negatiflik yaratmadığı görülüyor. Merkez Bankası rakamları aslında borç ödemede yatay gidişe, cari açık daha hızlı düştüğü için açığı karşılamada artışa, ithalat daha hızlı azaldığı için ithalatı karşılamada da artış olduğuna işaret ediyor.Özetle geldiğimiz noktada Türkiye’nin dövizi kendini çevirmeye yeter düzeyde.

Dolardaki yükseliş, geçtiğimiz dönemde, uluslararası kuruluşların da sıkça uyardığı üzere Türkiye’de şirket borçluluklarının sorgulanmasını da gündeme getirdi. 2015′de bu konuyu çok konuştuk. Ancak bugün baktığımızda Türkiye’de özellikle büyük ölçekli şirketlerin hiçbirinde borç çevirme sorunu yok. Kaldı ki borçların önemli bir bölümü uzun vadeli borçlardan oluşuyor. Yani şirketler de bir şekilde kendini döndürüyor.

Peki ya ihracat diyeceksiniz. Evet ihracatta düşüş var. Nedeni belli. Türkiye’nin ihracat yaptığı pazarlardaki sıkıntıyı uzun uzun yeniden yazmaya gerek yok. Zaten 2 yıldır krizde olan Rus ekonomisiyle ticaretimiz talihsiz uçak olayıyla durma noktasına geldi. Avrupa biraz toparlanıyor ama hala deflasyon sorununu aşabilmiş değil. Ortadoğu karmakarışık.
İhracatta son açıklanan rakamlar Kasım ayına dair. Bu rakamlara göre Kasım 2015′de 2014′ün aynı dönemine göre ihracattaki düşüş 10,5 düzeyinde. 2015 yılına ait veriler 29 Ocak’ta açıklanacak. Ekonomi Bakanı Mustafa Elitaş, bugün yaptığı açıklamada 2015′de toplam 144 milyar dolar düzeyinde bir hacim beklediklerini söyledi. “Rusya etkisi olmasaydı 500-600 milyon dolar daha yapılabilir, böylece Orta Vadeli Program’daki 144,5 milyar dolar hedefini gerçekleştirmiş olurduk ama olmadı” diye de ekledi. İyi haber, çok çok uzun zamandır konuştuğumuz Türkiye’nin katma değerli üretimine dayalı rekabetçi bir modelle ihracat yapması gerekliliği artık hükümetin de gündeminde. Elitaş’a göre “Türkiye yakın gelecekte 3 senelik, 5 senelik sürede yüksek teknoloji ürünlerine ortak- yüksek teknoloji ürünlerine doğru ihracat yapısını, üretim yapısını değiştirmek, bununla ilgili çalışmalarını yapmak mecburiyetinde.”

Gelelim Türk Lirası’nın akıbetine… Kur tahmini yapmak bugünlerde deveye hendek atlatmaktan zor. Dinamikler hızla değişiyor. Yılbaşından önce geçtiğimiz yılki kayıplarının önemli bölümünü geri alan TL, yılın ilk haftasında “Çin krizi” ile yeniden 3 TL’nin üzerine çıktı. Çin’in para piyasalarında yaşanan sıkıntı tüm dünyayı riskten kaçışa sevk edince, Türkiye de payını aldı. Ancak önümüzdeki dönem için Çin ve FED riskleri hala yerli yerinde duracak olsa da sağlam makro göstergelerle TL için geçtiğimiz yılki kadar dramatik bir değer kaybı öngörülmüyor.

İşte yazdık bile iyi hikayeyi.
Bütün bu rakamlara bakıp Türkiye’ye yatırım yapmamak hata olur. Peki ne engel olur?
Bir tek şey: jeopolitik risk, siyasi belirsizlik.

Türkiye’nin doğusundan yaşananlar kanımızı kurutacak cinsten. Gördüklerimiz ne yazık ki buzdağının sadece bir bölümü. Geçtiğimiz yıl seçimlerden önce ekonomist Ege Cansen ile yaptığımız bir söyleşide dediği sözü hiç unutmuyorum. Ege Cansen o zaman da benim bugün yazdığım makro göstergelere işaret etmiş, bunlarda sıkıntı yok demiş ve eklemişti:
“Önümüzde bir tek taş var takılıp düşeceğimiz o da Doğu’daki çözümsüzlük. Burada çözümü, barışı sağlamazsak bir arpa boyu yol gidemeyiz.”

Çıkmaz sokaklara dalmanın kimseye faydası yok. Ancak barışı biran önce tahsis edersek hikayemizi göğsümüzü gere gere anlatabiliriz.

PaylaşTweet about this on Twitter0Share on LinkedIn1Share on Google+0Share on Facebook0
Hande Demirel
Yazar Hakkında
Gazeteci, yazar, televizyoncu. BloombergHT'nin ekran yüzü.

Yorum Yap

*

captcha *